Meksika’nın Yerli Dillerinden Nahuatl Beyaz Perdede!

Meksikanın Yerli Dillerinden Nahuatl Beyaz Perdede

“Eski Meksikalılara göre dillerin ortaya çıkışının başka bir hikâyesi var. Denizin ikiye ayrıldığı yerde yükselen Chicomoztoc Dağı’nın içinde yedi tane mağaranın olduğundan bahsediyorlar. Bu mağaraların her birinde bir tanrı hüküm sürermiş. Meksika’da ortaya çıkan ilk halklar bu yedi mağaranın toprağı ve yedi tanrının kanıyla yoğrulmuşlar. Halklar dağın ağızlarından yavaş yavaş tomurcuk olarak çıkmışlar. Her halk hâlâ kendisini yaratan tanrının dilini konuşur. İşte bu yüzden diller kutsaldır ve sözlerin müziği farklı farklıdır.”

Eduardo Galeano

Meksikalı Hautey Viveros Lavielle’nin yapımcılığını üstlendiği Café, 17 Ağustos’ta Meksika sinemalarında vizyona girecek. Filmin İspanyolca yerine Nahuatl dilinde olması kültürel-dilsel bağlamda dikkat çekip önem teşkil ediyor. Geçmişte, Azteklerin de dahil olduğu etnik grup Nahualar tarafından konuşulan dil günümüzde Meksika’da hâlen yaşayan ve en çok konuşulan yerli dil olarak biliniyor. Piktogram (herhangi bir şeyi resmetme yoluyla temsil eden sembol) ve İdeografi (yazıdaki harf değil, doğrudan fikri ifade eden işaret) sistemine sahip Nahuatl, eski Meksika’nın en gelişmiş yerlilerinden biri olarak kabul edilen Azteklerin, şiir yoğunluklu edebiyatında kullanılan dil olmasıyla da önemlidir. Avrupalı işgalcilerin yıkıcı etkisi ne yazık ki yerlilerin yazılı edebiyatını da neredeyse yok ederek büyük zararlar vermiş olsa da, günümüze ulaşan Nahuatl dilindeki metinlerde ‘Cuicatl’ başlığının altındaki şiirler okumaya elverişli durumda. Azteklerde son derece önemli sayılan bir tür olarak şiir, yaşam ve ölümü, dini ritüelleri ve hatta dansları da kapsıyor. Öyle ki dönemin kimi gençlerinin Calmecac adlı okulda “şiir sanatı”nı, Caicalli isimli okulda ise “şarkı söylemeyi” öğrendiğini yine aynı metinlerden anlıyoruz.

Meksikanın Yerli Dillerinden Nahuatl Beyaz PerdedeYönetmen Lavielle, filmin hikâyesinin geçtiği Puebla şehri için, “artık büyük çoğunluğun İspanyolca konuştuğunu bilsem de bu filmi ‘ana dilde’ çekmek benim için önemliydi” diyor ve ekliyor:

“Bu yüzden filmin tümüyle Nahuatl dilinde olmasına karar verdik ve şehirden iki gençle çalışıp tercümelerin yapılmasını sağladık. Çeviriler konusunda şehir yerlilerinden yardım almak, dilin aksan ve anlam itibariyle yer yer farklılık göstermesi sebebiyle önemliydi.”

Fransa’nın, Biarritz Latin Amerika Festivali’nden en iyi belgesel ödülüyle ayrılan film, babalarının ölümüyle sarsılan bir aileyi konu alıyor. Meksika’nın ekonomik ve sosyo-kültürel yaşamına dair zorluklarının altının çizildiği bu film, biraz daha geri planda aslında dilin önemi ve korunmasına dair de açık bir mesaj niteliğinde.

Söze başlarken alıntıladığım Galeano ise, “Ve Günler Yürümeye Başladı” kitabında bir diğer açık mesajla seslenmektedir:

“Her iki haftada bir dil ölüyor. Bitki ve hayvan çeşitliliğinde olduğu gibi, insani sözleri kaybettiğinde de dünya ufalıyor.

Dünyanın bir ucundaki Tierra del Fuego’daki (Ateş Toprakları) Onas yerli kabilesinin son temsilcilerinden biri olan Ángela Loij 1974’te öldü; onunla birlikte o dili konuşan son kişi de.

Ángela tek başına şarkı söylerdi; artık kimsenin hatırlamadığı o dildeki şarkıları başka kimse için değildi:

‘O gitmiş olanların ayak izlerini takip ediyorum. Yitik bir haldeyim.’

Eski zamanlarda, Onas yerlileri birçok tanrıya tapıyorlardı. Baş tanrının adı Peamulk’tu. Peamulk sözcük anlamına geliyordu…”

Yanıtla

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin