18
BU SAYIDA
 
 
 
 







 
Anasayfa Hakkımızda Kahramanınız Yazarlar Künye Abonelik İletişim
 
 
Fethi Naci

Esir Şehrin İnsanları

“Kapı Ramiz Efendi’nin bıraktığı boşluk üzerine kapandı. Kâmil Bey etrafına korku ile bakarak karyolaya oturdu. ‘Yedi sene! Hiç olur mu? İmkânsız!’ diyerek titreyen elini ağzına götürdü.”
Böyle bitiyor Esir Şehrin İnsanları (1956). Kâmil Bey yedi yıl hapse mahkûm edilmiştir. Mapusane arkadaşı Ramiz Efendi tahliye ediliyor. Bir başınadır artık Kâmil Bey; korkularıyla, umutlarıyla, kaygılarıyla bir başına; çok sevdiği kızından, kendisinden yavaş yavaş uzaklaşan karısından uzakta, bir başına. Lorca’nın, bir şiirinde, Kurtuba için söylediklerini anımsıyorum: “Lointain et seul!” (Sabahattin Eyüboğlu, “Uzakta bir başına” diye çevirmişti.) Sanki Kâmil Bey için söylenmiş. Esir Şehrin İnsanları’nın sonu, hiç de mutlu bir son değil. Ne var ki romanı bitirince kişiye bir güven geliyor; birtakım iyi şeylerin yapılabileceğine; insanların tarihlerini kendilerinin yaptıkları gerçeğine inanıyoruz. Kahırlı sonuna rağmen karamsar değil Esir Şehrin İnsanları. Etki gücünün büyüklüğü de buradan geliyor. Kahırlı bir sona rağmen, Kâmil Bey’in titreyen eline, mapusanenin yalnızlığına rağmen neden roman okuyucuyu iyimser düşüncelere doğru götürüyor? Bana kalırsa şundan: Kemal Tahir, edebiyat eserlerinde, iyimserlikle “happy end”i birbirinden ayırabilmiş.
Kimdir bu Kâmil Bey? “Kâmil Bey, servetinin hesabını doğru olarak bilmeyecek kadar zengin bir Abdülhamit paşasının biricik oğluydu.” (s. 14) Kâmil Bey’in hikâyesi? Kâmil Bey’in hikâyesi, aristokrat bir aydının, memleket insanlarını, memleket gerçeklerini tanıyarak devrimci bir aydın oluşunun hikâyesi, yeni bir insanın doğuşunun hikâyesi. Kemal Tahir de, öyle sanıyorum, benim gibi, iyi niyetli her aydın kişinin gönlünde devrimci, memleketsever bir aydının yattığına inananlardan. Mesele, o aydın kişilerin bu yanlarını uyandırabilmekte. Bir romanda bu gelişmeyi başarıyla göstermenin ne denli güç olduğunu biliyorum. Romancının karşısına özle, biçimle ilintili bir yığın mesele çıkacaktır. Bir kere, Kâmil Bey’in oluşumunu roman içinde verirken, Kâmil Bey’in görüşüyle, gelişmesiyle yazarın kendi görüşünü birbirine karıştırması tehlikesi var. Kemal Tahir’le Kâmil Bey üst üste çekilmiş fotoğraflara dönmeyecekler. Bu, şart. Yoksa roman, bir propaganda aracı durumuna düşer. Sonra, Kâmil Bey’in gelişmesi boyunca gösterdiği duraksamalara, korkulara, kaygılara rağmen, Kemal Tahir olayları değerlendirdiği dünya görüşünü roman boyunca öylesine sürdürecektir ki okurlar romanın özündeki genel yönü hiçbir zaman yitirmeyeceklerdir. Nihayet, Kâmil Bey’in romana özgü ölçüler içinde verilmesi geliyor. Bunun için de Kâmil Bey’in gelişme süreci, önceden belirlenmiş olmayacaktır. Bunun kesin olarak böyle olması şart. Kâmil Bey’in karakteri olaylar içinde meydana çıkacaktır. Kâmil Bey’deki her gelişme, bu gelişmeyi hazırlayan, bu gelişmeye uygun düşen “action romanesque” içinde verilmezse kişide gerçeklik duygusu uyandırmaz.
 
  Yalı Mah. Küçükyalı Cad. Kuyu Sok. Mete Apt. No: 4/1 Maltepe / İstanbul Tel: 0 216 371 17 37