18
BU SAYIDA
 
 
 
 







 
Anasayfa Hakkımızda Kahramanınız Yazarlar Künye Abonelik İletişim
 
 
Esin Pervane

Esir Şehrin Namusu

Kâmil Bey’den bahsetmek oldukça güç. Her ne kadar Esir Şehrin İnsanları (ESİ) ve Esir Şehrin Mahpusu’nun (ESM) kahramanı gibi gözükse de... Her ne kadar bu iki kitap, birer dönüşüm romanı gibi, onun dönüşümü temelinde ilerlese de...
Dönüşüm kurgusunda, kahramanın omuzları üstünden, onun iki şey arasında seçim yapma sürecini, bir noktadan bir noktaya yolculuğunu izlemeyi bekler okur. Ancak bu iki roman özelinde, kahramanın neden, hangi saikler, düşünceler, çelişkiler, tereddütlerden hareketlendiğini tam olarak kestirmek mümkün olmaz. Bir şeyler hep muğlak, muallakta kalır.
Kâmil, Kemal Tahir’in mütareke dönemi aydınının psikolojisini vermek ve eleştirisini yapmak için yarattığı bir tiptir. Öyleyse onun kimliği, yeni bir kimlik edinme süreci, içinde yaşadığı tarihi süreçle ortaklaşarak ya da çelişerek, bu dönemi açıklamaya yardımcı olsa gerektir. Oysa böyle olmaz. Kâmil sık sık, Kemal Tahir’in anlatmak istediği olaylar, belletmek istediği tarih tezleri, yorumları önünde sürüklenir, kimileyin görünmez olur. Aslında kitabın kahramanıyken, varlığı, kendisininkinden ziyade başka hikâyelerinin anlatılmasının bir aracı haline gelir.
Belki de şunu verili durum kabul ederek yola çıkmamız gerek: Kemal Tahir romanları çok karakterli, çok kahramanlı romanlardır. Her ne kadar birine baş kahraman payesi verilmiş olsa da, o klasik bir baş kahraman olmaz. Yardımcı roller onu -alışıldıktan fazla- destekler. Zira asıl önem verilen toplumsal taban ve tarihi arka plandır. Bu yüzden birey ancak toplumsallığı, aidiyetleriyle tebarüz edebilir, velev ki anlatının öznesi gibi görünsün.
Toplumsal ve tarihî arka planı vermek için iyi bir seçim Kâmil Bey. Çünkü o sürekli “arayan adam”dır. Avrupa’da geçirdiği sekiz sene sonra İstanbul’a döner. Ne İstanbul bildiği İstanbul, ne imparatorluk bildiği imparatorluktur artık. Roman boyunca, içine düştüğü yeni siyasî ve toplumsal ortamı, dengeleri ve zaten yabancı olduğu halkını tanımaya çalışır. Kâmil’in kendi öğrenme sürecine okuru da dahil etmesi tasarlanmıştır belli ki. Onun bu arayış ve tanımaya çalışma hali, dinlediği(miz) uzun söylevlere zemin hazırlar. Neredeyse tüm bilgilerini insanların aktarımlarından edinen Kâmil Bey, bu uzun söylevler karşısında, çoğu kez pasif bir dinleyici konumunda kalır, yorum yapmaz. Konuşmanın monolog değil diyaloğa benzemesi için arada ufak sorular sorar; bunlar da karşısındakinin daha çok konuşmasına neden olur.
Kemal Tahir’in diyaloglar üzerinden olay akıtmasını da verili bir durum, bir üslup kabul edelim. Ancak uzun uzun hikâyelerini dinlediğimiz bu roman kişilerinin anlatımları, çoğu kez romanın akışına olumlu bir katkı yapmaz. Yapamaz, çünkü bu anlatılar -zaten sıkı olmayan- olay örgüsüne organik biçimde eklemlenmez. Anlatıcıların çoğunun olay örgüsü içinde yeri yoktur; sahneye çıkar, diyeceklerini der ve kaybolurlar.
ESİ’nin henüz başında sekiz sayfa İngiliz Haberalma Şefi ve Jandarma Müfettişi Henri Dikson’a ve on yedi sayfa da Mahir Fuat Bey’e ayrılmıştır; o monoloğu andıran diyaloglarla... Yenilgiyi sindiremeyen bir subayın intihar mektubunu okuruz, dokuz sayfa... Üç sayfa da tapu kaydı ve ferman...
 
  Yalı Mah. Küçükyalı Cad. Kuyu Sok. Mete Apt. No: 4/1 Maltepe / İstanbul Tel: 0 216 371 17 37