Yazmanın Zavallılığı ve Yazarın Ölümü Üzerine!

Yazmanın Zavallılığı Ve Yazarın Ölümü Üzerine

Okurun doğuşu, yazarın ölümü pahasına gerçekleşmelidir, der Roland Barthes ve yazarın ölüm fermanını verir. Bu simgesel bir ölümdür elbette. Gölgesini eserin üzerinden çekmeyen yazaradır itirazı. Kitap tamamlanmış, görev okuyucuya devredilmiştir. Ona göre metin ancak yazarından bağımsız hale geldiğinde kendi ayakları üzerinde durabilir. ‘’Ses kaynağını kaybeder, yazar kendi ölümüne adım atar ve yazı başlar.’’

Hikâye der ki;
Belki tanıdık gelir hikâye, güçsüz kanatlarıyla kozasını kırmaya çalışan kelebeği görünce dayanamaz adam, yardım etmek ister. Elini uzatır ve kabuğu parçalar. Bu iyi niyetli bir davranıştır özünde ama cehenneme giden yol da iyi niyet taşlarıyla örülüdür. Kendi kabuğunda deneyim kazanamadığı için kelebek yaşama ayak uyduramaz. Birkaç kez kanatlarını çırpar ama uçamaz. Doğaya karşı bu yersiz müdahale, kelebeğin sonu olur.

İşte yazarın ölümü bu nedenle gereklidir. Yazdığı kitabın uçmasına engel olmasın diye. Metin kendi ayakları üzerinde durabilsin. Yaşayabilsin. Yazarın nefesi metnin sesini boğmasın. Yazar silinsin ve metin sesini, sözünü kendisi dile getirsin.

Öyleyse;
Bir metnin anlamı kimin tarafından belirlenir; yazarın niyeti mi daha önemlidir yoksa okurun algıladığı mı? Okuru sürekli hizalamaya çalışan bir yazarın kaleme aldığı metin özgür olabilir mi, kendi sesiyle konuşabilir, çoklu anlamlar içerebilir mi? Yazının, yazarından ve okurundan bağımsız bir ruhu var mıdır? Bu denli değişik algı ve beğeniler dünyasında -anlamı çoğaltmak adına- hangi okuru kerteriz alabiliriz?

Okumak ve yazmak üzerine uzun yıllardır tartışılan sorulardır bunlar.

Yazmanın Zavallılığı Ve Yazarın Ölümü Üzerine
Yazmanın Zavallılığı ve Yazarın Ölümü Üzerine, Fernando Sdrigotti, Peter Lamarque, William S. Burrougs, Sub Press Yayınları

Okumak ve Yazmak Üzerine;
Bu konuyu odağa alan Yazmanın Zavallılığı ve Yazarın Ölümü Üzerine, SUB yayımları tarafından Mart 2016’da dilimize kazandırılan bir minik-dev eser. Kırk bir sayfaya sığan anlatı, yazmakla ya da kaliteli okumakla derdi olanlara yeni bakış açıları sunuyor.

Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde Arjantinli editör Fernando Sdrigotti’nin Yazmanın Lüzumsuzluğu Üzerine başlıklı yazısı yer alıyor. İkinci bölüm Peter Lamarque tarafından kaleme alınan Yazarın Ölümü. Lamarque bu makalesinde Roland Barthes ve Michel Foucault’nun yazıları üzerine eleştirel bir bakış sunuyor. Üçüncü bölümse William S. Burrougs’nun Beat kuşağı yazarı ve arkadaşı olan Jack Kerouac hakkında yaptığı bir konuşmanın ses kaydından aktarılmış. Her ikisi de bir dönemin hippi hareketine ve çiçek çocuklarına ilham kaynağı olan yazarlar. Burrougs, yazar olmanın ne anlama geldiği ve kimin yazar olduğu sorularını odağa alarak anlatıyor yazınsal deneyimlerini.

Birinci Bölüm: Yazmanın Lüzumsuzluğu Üzerine – Fernando Sdrigotti
Sdrigotti, dünyada yazılmış bunca kitap varken ve Barthes’in dediği gibi yerküre üzerinde söylenmemiş söz kalmamışken, bu engin denize bir su damlası daha eklemek gerekli midir sorusuna odaklanıyor. Gerçekten de yazmaya gönül koyanların aklından geçen bir düşüncedir bu. Sdrigotti’nin deyimiyle, etrafındaki herkes akıntıya kendi şişelerini atarken bir mesaj şişesi daha bırakma zahmetine insan niye katlanır? Londra’da devasa bir kitapçının raflarında yer alan binlerce kitaba bakar ve yazmanın lüzumsuzluğunu göze alınması gereken bir risk olarak tanımlar.

Benden yazma ile ilgili bir tüyo istenseydi, işte bu tecrübeden doğan şeyi seçerdim: muazzam bir kitapçıya gir ve bu kelime çölünde kaybolmuş isimlerden biri olmakla yüzleşip yüzleşemeyeceğini düşün. Eğer bu durumu kaldıramayacaksan, zamanını başka bir şeye harca.

Borges’in Babil Kitaplığı adlı öyküsünde yer alan Kütüphaneyi simgesel olarak kullanıyor Sdrigotti. Evreni temsil eden ve sonsuz sayıda kitabı saklayan Kütüphaneyi. Sonsuz sayıda kitabın yazılabilme olasılığıyla ölümlü bir yazarın karşıtlığını. Yazarın bu engin manzarada bir kum tanesi olduğunu ama yazmaya aşık olanların işte tam da bu nedenle yazmaya devam ettiklerini; boş bir raf bularak doldurma umuduyla. Öte yandan en iyi başyapıtın asla yazılamayacak olduğunu iddia etme cesaretini de gösteriyor. ‘’Yazarın zihninde kalan, hiç yazılmamış eserlerden oluşan kütüphane, en iyi kütüphanedir.’’ İnternetin herkesi yazmaya teşvik ettiği günümüzde herkesin eşit şekilde tekbenci yazarlık pratiklerine bulaştığını ama kimsenin gerçekten dinlemediğini belirtiyor. Günlük hayatın, yaşamın, ölümün kendi doğasınca akıp gittiği bir dünyada yazmayı ‘’mutlak başarısızlığın her zaman var olduğuna aldırmaksızın, kişinin hayatını adadığı şey’’ olarak tanımlıyor.

İkinci Bölüm: Yazarın Ölümü – Peter Lamarque
Bu bölümde Lamarque, Roland Barthes’in ‘’Yazarın Ölümü’’ ve Michel Foucault’nun ‘’Yazar Nedir?’’ makalelerini karşılıklı ele alarak inceliyor. Kitabın en katmanlı ve okuru felsefi bir tartışmaya davet eden bölümü olduğunu söyleyebilirim. Bu tartışmanın içine girebilmek için Bartes’in yazarın ölümüyle ne demek istediği hakkında bazı temel bilgileri okumuş olmak gerekiyor. Bu nedenle bir es verip tartışılan konular hakkında birkaç işaret levhası koyabiliriz.

Yazarı öldürmeye ilk cüret eden Roland Barthes’dir. 1967 yılında yazdığı makalede yazarın metin üzerindeki etkisini ele alır Barthes, ancak üzerinden neredeyse yarım asır geçmesine karşın ortaya koyduğu görüşlerin günümüzde hâlâ farklı yorumlara ve tartışmalara gebe olduğunu söyleyebiliriz.

Kimdir böyle konuşan;
’Bunu bilmek asla mümkün olmayacak, çünkü yazı bütün seslerin, bütün kökenlerin imhasıdır: yazı, tam da öznenin sıvıştığı bu nötr, bileşik ve dolambaçlı alandır; yazma eylemini gerçekleştiren bedenin kimliği başta olmak üzere tüm kimliklerin yok olduğu negatif alandır.’’ R. Barthes.

Okumak ve yazmak üzerine bizim sorduğumuza benzer soruları Barthes de sorar ve bedenin imhasına verir; yazar yok edilmelidir. İki farklı açıdan karşı çıkar yazarın varlığına. İlk olarak metnin yazarı üzerinden değerlendirilmesine karşıdır. Sanatçının hayatı ya da kişiliği değil  yarattığı eser önemlidir; asıl olan yazar değil metindir.

Yazar, edebiyat tarihi kitaplarında, biyografilerde, dergilerdeki söyleşilerde ve hatta eserleriyle kişiliklerini günlükler ve hatıratlar yoluyla birleştirme kaygısı olan edebiyatçıların bilinçlerinde hâlâ hüküm sürmektedir; çağdaş kültürdeki edebiyat imgesi despotça yazarın kişiliğine, yaşamöyküsüne, beğenilerine ve tutkularına odaklanmıştır; eleştiri hâlâ büyük ölçüde, Baudelaire’in eserlerini ele alırken bir insan olarak Baudelaire’in başarısızlığından, Van Gogh’un deliliğinden, Çaykovski’nin günahından söz etmekten ibarettir: sanki kurmacanın iyi kötü şeffaf alegorisiyle sırlarını ifşa eden eserdeki sesle yazarınki birmiş gibi, eserin açıklaması her zaman onu üreten kişide aranmıştır.

Bu yönüyle yazarın psikolojik çözümlemesine dayanan psikanalitik eleştiriye karşı olduğu da söylenebilir. Ancak metni tamamen yazarından bağımsız olarak düşünmenin -onu yaratan beynin- yaratım süreçlerini yok saymak anlamına gelebileceğini burada dipnot olarak belirtmek isterim. Her yaratım bir birikimin sonucudur ve bilinçaltının su üstüne çıkışı bilinçsiz bir yaratımı ifade etmez.

Okunabilir-Yazılabilir Metin ve Tanrı Yazar;
İkinci itirazıysa yazarın sürekli kendi sesiyle metne dahil olmasınadır. Tanrı Yazar kavramına karşıdır o, yazı kendi sesine sahip çok boyutlu bir uzam olmalıdır. Tanrı yazardan yazan yazara doğru bir geçişi öngörür.

Metinleri ‘Okunabilir Metin’ ve ‘Yazılabilir Metin’ olarak ikiye ayırır. Okunabilir metinler yazarın güdümündeki, tek anlam içeren yazılardır. Yazar adeta okurun elinden tutarak ve ne anlaması gerektiğini kulağına fısıldayarak tek bir sonuca doğru yol alır. Bu tarz yazılarda çoklu anlam katmanları, farklı metinlere yapılan gönderme ve ilişkilendirmeler yoktur. Okur kendi düşünme yetisiyle yan yollara saparak yolculuk yapamaz, tek anlama zorlanır. Tek yol vardır ve o da yazar tarafından belirlenmiştir. Bu nedenle amaç, okuma boyunca edinilen deneyimin kendisi değil sona ulaşmaktır. Bu tür metinler sadece okunur. Okunur ve bitirilir. Kolay tüketilen, deneyim ve çabaya ihtiyaç göstermeyen yazılardır. Barthes bu sözleriyle eğlenmek için okunan, popüler kitapları işaret eder bir anlamda.

Yazılabilir metinlerse yaratıcı okur kavramını beraberinde getirir. Bu da Umberto Eco’nun Açık Yapıt düşüncesinin öncülüdür bir anlamda. Eco, anlatı ormanında okurun kendi seçtiği yollarda  ve kendi yaşam deneyimi sayesinde yol aldığını belirtir. İşte yazılabilir metin de okurun yaratıcılığıyla boşlukları tamamlayacağı metindir. Okur, tekli anlama mahkum olmadan metin içinde dilediğince gezinir, yan yollara saparak farklı okumalara yönlenebilir. Okumaya istediği yerden dahil olabilir. Bunun için yazarın her anlamı açıklamaması, okura ve metne nefes alacak alan bırakması gerekir. Bu tanım, tamamlanmış ve kendi içine kapalı bir metin değil her okurla yeniden yazılan ve olasılıklara gebe olan metni anlatır. Bu, her okur tarafından tekrar ve tekrar yazılabilir metindir.

‘’Bir roman ancak yeniden okunur.’’ Vladimir Nobokov.
Çoklu anlamları kuran yazar değil okurdur. Edebi bir metinde konuşan yazar değil dilin kendisidir diyerek bu görüşe öncül olan Fransız şair Stéphane Mallermé’yi işaret eder. Mallermé’ye göre konuşan yazar değil dilin kendisidir; böylelikle dili ve metni önceleyerek yazarı silmeye yönelik ilk adımı atar. Evet ilk -simgesel- cinayeti Barthes işler ama silahı da Mallermé’den ödünç alır.

Hem Barthes hem de Foucault, yazarın modern döneme ait bir kavram olduğunu ileri sürer. Barthes bunu bir adım daha ileriye taşıyarak yazarı kapitalist ideoloji ile eşleştirir ve kitap sahibi olmakla eser sahibi olmayı ayırır.

Lamarque’ın bu iki derin ve zor makaleyi inceleyerek eleştirel bir bakışla ele aldığını söyleyebilirim. Yazıların tartışmalı ve açmaz yanlarını da cesur bir şekilde irdelemiş.

Yazmanın Zavallılığı Ve Yazarın Ölümü ÜzerineÜçüncü Bölüm: Jack Kerouac Üzerine – William S. Burrougs:
Proust için, modern yazıya epik formunu vermiştir: yaşamını romana aktarmak yerine, radikal bir tersyüz edişle bir anlamda kitabı için bir model olarak kullandığı yaşamını roman haline getirmiştir, der Barthes. Kendi dünyanı gerçek hayat gibi mi yaratıyorsun yoksa gerçek hayatı eserinin içine mi katıyorsun, diye soruyor Burrougs da. Beat yazarı Allen Ginsberg tarafından kurulan Naropa Üniversitesi’nde 1987 yılında yaptığı konuşmada William S. Burrougs sanat, edebiyat ve Jack Kerouac üzerine konuşur. Bu konuşmanın kayıtlarını içeriyor üçüncü bölüm de. Oldukça esprili ve keskin bir zekanın ilgi çekici yansımalarını içeren bu konuşmadan birkaç alıntı yaparak sizi kitabı okumaya davet edeceğim sadece.

‘’Yazmak edebi bir masa tıkırtısıdır. Psişik bir süreçtir. Ve ruh çağırmanın belli kuralları vardır – eğer ruh çağırırken doğru tekniği kullanmazsanız, karakteriniz gelmeyecektir.’’

‘’Yazı yazmasından ayrı olarak, Kerouac dünyaya ithal edilen bir figürdü. Beat hareketi, dünyanın her yerine, Arap dünyasına ve uzak doğuya bile yayılmıştı. Zen ile tanışıp harmanlanmış, Castro ile evlenmiş, hippilerin ve yippielerin babası olmuştu. Gerçek bir barut iziydi.’’

‘’Evet Kerouac bir yazardı. Yazdığı bu. Ve kendilerine yazar diyen, kitap kapağına adını yazdıran pek çok insan, yazar değildir, yazamaz. Boğayla dövüşen bir boğa güreşçisi ile boğa yokken saçmalayan bir insan arasında fark vardır. Yazar orada olmalıdır yoksa hakkında bir şey yazamaz. Ve oraya gitmek, boynuzlanma riskini almaktır.’’

’Yazarlar doğuştan kötüdür. Sorun yoksa hikâye yok, film yok, roman yok, resim yok. Bu yüzden, sorun bulamazsak, yaratmaya çalışırız. Yok hayır öyle anladığınız gibi doğrudan değil, muğlak varlığımızın sirayeti ile.’’

’Ve yazmanın caydırıcı şeylerinden biri de bu – iyi şeyler yazmadan önce, yazmak zorunda kalacağın kötü şeylerin miktarı.’’

Yazmak, okumak ve iyi bir şeyler yapmak üzerine okumak ister misiniz? Hem de mevsimsiz bir öneri? Yaratıcısı ve tamamlayıcısı olacağınız bir okuma? Tamam  zaman…

Yan Okumalar;
Eğer konuyu daha derinlemesine incelemek isterseniz bazı okumalar faydalı olabilir. Konunun oldukça kapsamlı, felsefik ve kuramsal olduğunu öngörerek yola çıkmakta yarar var. Barthes’in yazılabilir metinlerini tamamlayacak, Eco’nun yaratıcı okur tanımını yerine getiren bir okur olarak yan okumalar için birkaç anımsatma yapmak isterim:

  • Dilin Çalışma Sesi; Roland Barthes (YKY, 2014). Roland Barthes’in Yazarın Ölümü adlı makalesinin yer aldığı kitap.
  • Genel Dilbilim Yazıları; Ferdinand de Saussure ( İthaki Yayınları, 2014). Göstergebilim ve yapısalcılığın kurucusu Ferdinand de Saussure’un dil kuramı Barthes’in görüşlerini daha iyi anlamak açısından okunabilir.
  • Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti; Umberto Eco (Can Yayınları, 2016) – Yorum Ve Aşırı Yorum; Umberto Eco (Ayrıntı Yayınları, 2016). Yaratıcı okur üzerine Umberto Eco ile bir yolculuk adına.
  • Beat Kuşağı Antalojisi; Şenel Erdoğan (Sel Yayıncılık, 2011) Burrougs, Kerouac ve bir dönemin çiçek çocukları üzerine.

Yazmanın Zavallılığı ve Yazarın Ölüm Üzerine
SUB Press Yayınları
Çeviren: Burcu Denizci
Mart 2016

Yanıtla

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin